30.YIL
• 31.DÖNEM KAYITLARI DEVAM EDİYOR..
Tanıtım Filmi TR Turizm Portalı

Üsküp’le Veda Güncesi 11 Mayıs 2013 Cumartesi  Saat: 12:48


Her şey Serdar Başkan’ın bana sorduğu bir sorusuyla başladı.

“bizimle Üsküp’e gelir misin?”

Böylesi zarif bir davete verdiğim yanıt çok gecikmedi “tabi ki seve seve”

Teşekkürlerimle başlamak istiyorum öncelikle.. herkese..her şey için..

Makedonya’da Ortodoks Hıristiyanlarının Paskalya Bayramının da aynı tarihlerde kutladığı 22. Hıdrellez Bahar Şenlikleri Festivali bizim için 03.05.2013 Cuma sabahı başladı :)) her güzel şeyin bittiği gibi 07.05.2013 tarihinde sona erdi. :((

Sabahın erken saatinde Dernek ofisinde buluşulup Sabiha Gökçen’de 25 yıl onuruna yapılmış 25.yıl İstanbul Çağdaş tişörtlerimizle Üsküp ‘te bir kez daha ÇAĞDAŞ destanı

yazmaya hazır 19 kişi.. şu an bu satırları okuyanların aaaa niye ki 20 kişi gidecektiiiii seslerini duyar gibiyim.. evet evet haklısınız Sevil akşam uçağıyla gelecek yanımıza :)

Her saniyesini illa ki kaydetmek için kesintisiz patlayan flaşlar arasında valiz ve çantaların işlemlerini tamamlamamız ve ilk etabı tamamlamış olmanın verdiği huzurla, bir an evvel ne olur ne olmaz düşüncesiyle ve hala kesintisiz patlayan flaşlar eşliğinde, havaalanında bulunan yolcuların meraklı bakışları arasında güvenlik şeridine doğru emin yol alışımız :)

Elimizde, kolumuzda, belimizde, cebimizde, üzerimizde, kulağımızda ne varsa sepetlere koyup seri bir şekilde diğer tarafa geçmemiz..Sevgili Sultan kulağındaki küpenin tekini sepette unuttuğunu ne yazık ki Makedonya topraklarına ayak bastığımızda fark etmiş olmasının ilk başta derin üzüntüsü, daha sonra Arzu’nun olsun tek küpeyle de çok güzelsin bebeğimmmm tesellilerinin yanında, benim de tek küpe takmasının asla sorun olmayacağını söylemem sonrasında inanılmaz rahatlayıp; biraz da bedbaht bir ses tonlamasıyla “ olsun artık ne yapalım demesi” :)

Heyecan, merak, sevincin yanına bir de uçağa ilk kez binecek olan arkadaşlarımızın korkulu, panik ve endişeli tavırlarına uçak deneyimi olanların sakinleştirmek için olanca güçleriyle yanlarında olmaya çalışmasını eklemeden geçemeyeceğim..ki bu konuda Beril Hanım’ın uygulamış olduğu ülkeler arası tam bir saat on beş dakikalık terapiyi unutmak mümkün olmayacaktır tabi ki..

Yok yok Mutlu sakın bu yazdıklarımı üzerine alınma bu konuda ne kadar sakin ve rahat olduğunu, hatta uçak havalandıktan sonra bile her birimizin yanına bizzat gelerek ne kadar sakin olduğunu adeta onaylamamızı beklemene, bunu da kalıcı kılmak adına neredeyse her birimizin yanında yan profil fotoğraf görüntüsü vermene hepimiz şahit olduk :)

Sevgili Hatice kaç kişi, kaç defa ve kaç dakika arayla aradı seni acaba bindiniz mi, indiniz mi, iyi misin diye :)

Ahhh Aslı bence en büyük şansızlığın yoksa şansın mı şu an karar veremedim ama, hem uçağın en arka koltuğunda oturuyor olup, hem de yanına Yunus Emre’nin oturmuş olması :) sahi uçak havalanır havalanmaz ne demişti sana, korkma uçağın ilk önce arka kuyruğu mu koparmış..

Kimimizin uyuduğu, kimimizin yanında oturanla koyu bir sohbete daldığı bir saat on beş dakikalık yolculuğumuz Аеродром „Александар Велики“ Скопје de sona erdi..ayyy pardon yaa gözlerimin önünde hala Kiril alfabesi harfleri..oysa Üsküp Büyük İskender Havalimanı yazacaktım ama Makedoncasını yazmışım yanlışlıkla :((

Sakin bir havaalanı..pek kalabalık değil, hatta laf aramızda neredeyse bizden başka kimse yok ortalarda..uçuş sırasında çantalarda dinlenmeye bırakılan fotoğraf makineleri gene devrede..ama aşk olsunnnn şimdi pasaport kuyruğunda resmimiz olmasın mııııııı,,e daha valiz ve çantaların şeritten alınması var sırada..çekimlere devammmm

Sigara içenler bir an evvel kendinizi dışarıya atma derdindeyiz..bi dışarı atabilsek bi şöyle nefeslensek..aramızda geliştirdiğimiz kaş göz işaretlerine paralel olarak çantadan sigara ve çakmak bulma telaşındayız..yardımlaşma, dostluk tavan yapmış durumda çakmağı olanlar kendi sigaralarını yakmadan çakmağı olmayan birinin sigarasını yakma telaşında :)

Festival organizatörlerinin tarafımıza tahsis etmiş olduğu otobüs ve karşılama heyeti bizi kapıda bekliyorlar..karşılıklı olanca gülen yüzlerimizle sanki yıllardır tanışıyoruz ama uzun süredir görüşmemişiz içtenliğindeyiz..ensede fiyonk yüzlerimizle valizler, çantalar otobüsün bagajına yerleşti..bir kaç kare daha fotoğraf çekildikten sonra ver elini Ustrumca..

Ustrumca veya Usturumca olarak da kullanılıyor..Makedoncası: Струмица.. Okunuşu: Strumica} Okurken “R” harfine çok belirgin vurgu yapmamız gerekiyor.. Makedonca çok seri ve hızlı telaffuz edilen “R” harfi baskın bir dil..en çok “R” harfini söyleyemeyen birinin bu dili nasıl kullandığını niyeyse çok merak edip, rehberimize sordum..verdiği yanıt çok ilginçti; Makedonya Cumhurbaşkanı Prof. Dr. Gjorge Ivanov “R” harfini diyemiyormuş..Sevgili Ercüment buradan sizi seviyorum demek istiyorum :) bu arada Mehmet Ali Erbil’in de kulaklarını fazlasıyla çınlattığımızı da itiraf edeyim :) Robrowski Dobrowski!!!! Ama en sonunda Rus futbolcunun adından dolayı öyle dediğini düşünmekten vazgeçip Makedonca konuştuğuna karar verdik bilir kişiler olarak :) çünkü daha ilk dakikadan Makedoncayı ha gayret beden diliyle anlatarak öğrenmiştik :)

Otobüsün hareket etmesinin üzerinden daha birkaç dakika geçmemişti ki Yunus Emre mikrofonu eline aldı ve seyahatimiz boyunca buna dönüş uçağındaki konuşması dahil neredeyse mikrofonu elinden hiç bırakmadı :) hazır Yunus Emre demişken bir itirafta bulunmak istiyorum..Eve döndüğüm ilk andan itibaren anlattığım tek kişi olma unvanını kazanmış durumda kendileri :) Yunus Emre her gidilen yere yanınıza alınması gereken tek kişi :)

Şarkısız türküsüz yolculuk olmaz değil mi..hele de mikrofon Yunus Emre’nin elindeyse..otobüsümüzde 216 şarkılık bir cd var..muhtemelen 1980-1990 yılları arasında hazırlanmış :) tüm şarkılar bilindik, tanıdık bizim şarkılarımız..cd yi hazırlayan kişinin İbrahim Tatlıses hayranı olduğu kesin..216 şarkının saymadık ama büyük olasılıkla 200 ü İbrahim Tatlıses’e ayrılmış..aralarında serpme olarak da Edip Akbayram, Ümit Besen, Adnan Şenses, Bülent Ersoy, Zeki Müren, Volkan Konak, Ahmet Kaya..Yunus Emre’nin muhteşem taraması sonucunda cd yi ve içindeki şarkıları bir çırpıda ekrandan takip ederek öğrendik..bu öğrenme daha sonraki şarkılarda çok işimize yaradı çünkü istek şarkılarımızı elimizde olan ve sürekli başa sararak dinlediğimiz şarkılardan seçtik yaklaşık iki buçuk saat süren havaalanı- Ustrumca yolu boyunca..

Sevgili Başkanımızın Ahmet Kaya hayranı olması sebebiyle kum gibi ve kafama sıkar giderim şarkıları en çok istek alan şarkı olarak kayıtlarımıza geçti..kendi aramızda hangisin çalınması gerektiği tartışmaları olduğu an ön koltuğun hemen arkasında yer alan koltukta oturan Başkanımızdan gelen AHMET KAYA ismi zaten başka bir şarkının çalınmaması anlamı ifade ettiğinden hep birlikte başlarda daha sakin ve kısık sesle söylenen;

Artık seninle duramam
Bu akşam çıkar giderim
Hesabım kalsın mahşereeeee
Elimi yıkar giderimmmmm

Sonuna geldiğinde

Ezdirmem sana kendimiiiiiiiiiiiiiiiiiii
Gövdemi yakar giderimmmmmmmmmmmm
Beddua etmem üzülmeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee
Kafama sıkar giderimmmmmmmmmmmmmmmmmmmmmm

Burada önemli olan en çok bağırma unvanını almak :) arka tarafa konaçlanmış olan gurubun sesi ne yazık ki ön tarafta saflarını almış olan Aydan Hanım, Arzu, Zeynep, Ali İhsan Hocamın önüne bir türlü geçemedi..arkaaaa taraffff diye bağırmalarımız da çoğu zaman pek işe yaramadı :) ancaaaaak arka taraftan sesinin tam olarak duyuramadığına inanlardan bir kaçının yerinden kalkıp otobüsün koridorundan hızlı adımlarla ilerleyip ön tarafa gelmesiyle ön tarafın ses desibelinin tahminen Şükrü Saraçoğlu Stadında yapılan Fenerbahçe- Benfica maçıyla özdeş olabildiği düşüncesindeyim :) bu arada yazmama gerek var mı bilmiyorum ama kameralar her an kayıtta..fotoğraf kareleri hızla çoğalmakta..bir iki kare pozdan sonra aynı isyanla ya da coşkuyla ber-devamlardayız..

Bu şarkımda aşkımı anlattım sanaaaa
Duymazsan sevgilim üzülmem bunaaaaa
Alıştım yıllardır ben yokluğunaaaaaa
Bir tek dileğim var mutlu ol yeterrrrrrrrrrrr

şarkısı başladığında isyan gerçekten görülmeye değerdi.. Bir çoğumuzda görünen sakin, sessiz, durağan tavırlar çalan şarkı ya da türkülerde adeta isyana dönüşmüş olarak karşımıza çıktı..arabesk ruhumuz adeta şahlandı..meğer içimiz ne çok arabeskmiş, su yüzüne çıktı :)

bir çok zaman duygularımız
“bazen gözyaşı oldu
bazen içli bir şarkı”

sahi farkında olmadan dilinize bir şarkı dolandığı oldu mu hiç sizinde? Hani bu da nerden çıktı , nerden takıldı dilime dediğiniz?Olmadı mı? Hiiiçççç…o zaman kesin fal tuttuğunuz olmuştur.

“şarkılardan fal tuttum ikimize kaç kere” diyerek

sıradaki şarkı benim olsun ama ne olur şu olsun, ille de benim istediğim olsun dediğimiz . (Beril Hanım çemberimde gül oya sizin için gelsin :))

Kulaklarımızın derinliklerinde tınlayan, bazen bize ulaşmak için sanki saatlerini ayarlayan, tam onu dinlemek isterken yanımızda olan..Ve neredeyse her defasında kendimize
“Seninle başım dertte ne yapsam bilmiyorum
Canımdan bir parçasın söküp atamıyorum”
dediğimiz şarkılarımız..

sahi sizce nedir şarkılar ile aramızdaki bağ?
bir şarkıyı sadece sözleri için mi severiz yoksa sözlerin bilinçaltımızda açtığı hafif sararmış anılarımızı hatırlattığı için mi?

“Çoktan unuturdum ben seni çoktan
Ah bu şarkıların gözü kör olsun”

öyle ya bazen sözlerini hiç bilmediğimiz, bir başkasının yaşanmışlığıyla kendimizi özdeş tuttuğumuzda dile gelivermemiş midir hayallerimizde ikinci baharlarımız

“Şiirler, şarkılar söyleyerek
Mehtabı birlikte seyrederek
Benimle bir rüya kuruver şimdi “

Bu seyahate gitmeye karar verdiğim andan itibaren içim hep bir titremedeydi..hepinizi tanıyordum ama Pazar gününde sığdırılmış birkaç saat sadece..
Makedonya seyahati boyunca gerek yollarda, gerekse sabaha olanca hızıyla yol alan bir gecenin yarısında söylenen şarkılarla ben de tek tek bağlarımı keşfettim sizlerle..

Ne senden fazlayım
Ne senden az
Aynı macerada, ayrı biraz
Gözle biçim biçim
Kalple anlar içim
Ayrı gayrı olmaz
Sen yoksan ben hiçim

Acaba sizler hangi şarkıda dışa vuramayacağınız iç çekişi yaşarsınız, ya da hangisinde birini onaylarcasına başınızı sallarsınız, hangisinde bir başka şarkıya geçilmişken siz bir öncekinde kalırsınız..

“Şarkılara sordum söylemediler
Anılara yalvardım bilemediler”

hele bazıları var ki neredeyse bize damgasını vurandır değil mi?

“heyyyyy erenler güzel canlar
bizim kabemiz insandır
Dünya bize gülistandır”

bir çoğu daha çok özlem yüklüdür ya.

“Hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar
Ve hiçbir şeyi özlemedim seni özlediğim kadar”

Bazıları kanatır, küstürür, ağlatır, düşündürür

“Mevlam gül diyerek iki göz vermiş
Bilmem ağlasam mı ağlamasam mı?
Dura dura bir sel oldum erenler
Bilmem çağlasam mı çağlamasam mı “
ya çoşturanlar, oynatanlar, güldürenler

Aşk ile Allah Allah diye başlayıp

o yar benim hayatımdır ölürüm de vermem ele diye devam edip

parmağında yüzükler kolunda bilezikler diye bitirdiğimiz.

Sanki öyle şarkılarımız olur ki bir film sahnesinden çıkar, bir kitabın sayfasına gireriz.. bir şiirden çıkar bir öyküde buluruz ya kendinizi.

“Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek
Dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek”

Olaylar, yerler, kişiler değişir, fakat hissettiklerimiz değişmeyenlerimizdir.

“beklerim yolunu aylar boyunca
yeter ki gel bana
senede bir gün “

bazen dudaklarımız hala şarkıyı mırıldanırken artık gözyaşlarımız da dudaklarımızın açılıp kapanmasına göre yön değiştirerek, hissettiklerimizi daha da derinleştirir.

“Gelse de en acı sözler dilime
Uçacak sanırım bir kaç kelime
Bir alev halinde düştüm eline
Hani ey gözyaşım akmayacaktın”

dercesine

Soluksuz kaldığımızı kendimizden bile sakladığımız, içimizde neyi yitirdiğimizi bile bilemediğimiz günler hiç olmadı mı dersiniz..hani

“Gün ağarınca boynum bükülür
Dalarım uzaklara gönlüm sıkılır
Sorma ne haldeyim
Sorma kederdeyim”

dediğimiz

şarkı ya da şarkılar sonraki kuşakta hangi duygulara karşılık gelecek bilinmez.. dileğim yaşamınız hiç şarkısız kalmasın..

Hani ıssız bir yoldan geçerken
Hani bir korku duyar da insan
Hani bir şarkı söyler içinden
İşte öyle bir şey

Offff !!!! nereden nereye gelmişim yazarken..hani bir çoğumuzun çenesine vurur ya, benim de parmaklarıma vurdu :) oysa yazmak istediklerim bunlar değildi ki :( bi de sanırım Sevgili Zeynep mailinde mümkünse kısa olmasın diye de siparişi vermiş ya kendimce uzatmaya çalıştım sanırım yazıyı :)

Sahi nerede kalmıştık..yoksa siz hala şarkılarda mısın.. biz Ustrumca’ya ulaştık bu arada..

Hızımı alamadan yazarken yolda verilen ihtiyaç molasını kaçırmışım :( şehir merkezine girdiğimiz andan itibaren tanıdık birkaç tabela, yazı aradı gözlerimiz ama pek sonuç vermedi :(

Otele ulaşmamız, odalarımıza yerleşmemiz ve acıkan karınların doyurulması süreçleri yaklaşık bir iki saatimizi aldı..ilk gün her hangi bir programımız olmadığından dolayı serbest saatimiz..inanılmaz bir heyecan var hepimizde..bir an önce sokağa çıkmalıyız, alış veriş yapma isteğimizi hiç birimiz birbirimizden gizlemiyoruz..kendimiz için yapıyorsak namerdiz..verilen magnet siparişleri, hediyelikler ve o bölgenin ünlü olan obje, yiyecek benzeri ürünleri bir an önce almak zorundayız :) bu arada biz yerleşme telaşı içindeyken Kenan ve Yunus Emre hangi arada dışarıya çıkıp ellerinde dolar ve eurolarını Makedon para birimi olan Dinara çevirdiler gerçekten hiç birimiz anlayamadık..Türk para birimimiz orada geçmiyor..mutlaka elimizde dinarımız olacak..

hadiii vakit geçiyorrrr..üçlü beşli guruplar halinde seri olarak çıktık otelden..Minberlerimiz Yunus Emre ve Kenan bizlerden bir adım önde olanca bilmiş tavırlarıyla hızlı hızlı yürürlerken, bizler arkalarında onlara yetişme telaşıyla ayaklarımız birbirine dolanmış bir şekilde koşar adımlarla onları takipteyiz :) hem koşup hem de çevre hakkında kendimizce yorumlar yaparak caddeye çıkıyoruz..resmen in cin top oynuyor..bizde Cuma günleri hele de günün akşama döndüğü saatlerde değil yolda yürümek adım atacak yer olmadığı konusunda çok deneyimli olduğumuz için hepimiz büyük şok içindeyiz..koskoca cadde de bizlerden ve karşı kaldırımda “işteee geldiler” der gibi bize doğru yürüyen adamdan başka ha gayret kimse yok ortalarda..

İşte dedi Yunus Emre karşıdan gelen adamdan alacağız dinarları..şaşkınlığımız diz boyu artık, nasıl yaniiiiii e hani ofis mofis yok muuuu? Az önce biz bu adamdan değiştirdik paralarımızı diye ekledi..bayram olduğu için ofisler, bankalar kapalı olduğundan elimizdeki tek seçeneğimiz bu adamdan almak :) bi bildiğiniz ayaklı değiştirme ofisi mübarek..elinde bir hesap makinesiyle bizim elimizde tuttuğumuz dolar ya da euroya göre kendince hesaplama yapıyor hesap makinesinin ekranından da bizlere vereceği dinar tutarını gösteriyor..alan memnun satan memnun misali :) haaa Kenan’ın adamın yanlış hesap yapıp yapmadığını kontrol etmesini de göz ardı etmemek gerekiyor..hazır sırası gelmişken teşekkürler Kenan..
En başta yazmıştım ya Makedonya’da Ortodoks Hıristiyanlarının Paskalya Bayramının da aynı tarihlerde kutladığını meğer o gün bayramlarıymış..ve kimse sokağa çıkmazmış..her yer de kapalı olurmuş..ama her yer..yarı İngilizce, yarı Türkçe olarak ayaklı seyyar para değiştirme ofisinden kendimizce en uygun olan tutarları dinara çevirdik..paramız var ama harcayacak yer yok :( ilk hüsranımızı yaşayıp az önce koşar adımlarla caddeye çıktığımız yoldan şimdi ağır adımlarla geri gerisine otele dönüyoruz..olsun daha önümüzde birkaç günümüz daha var tesellileriyle birbirimizi avutuyoruz :)

Rehberimiz Özkan’ın bizleri Meydan denilen Ustrumcanın piyasa yerine götürme teklifine hiç itirazsız evet diyerek tekrar çıktık yola..Meydana geldiğimizde oturacak cafe bulamayacak kadar kalabalık vardı..Meydanın en sonunda bir cafeye oturma kararımızı birkaç tur attıktan sonra verip nihayet oturduk :)

Ne içeceğimizi biliyoruz :) hele fiyatlarını öğrendikten sonra..kaç tane içeceğimizi bile biliyor durumdayız..Çünkü az önce mola verdiğimiz yerde bu detayları İngilizce bilen arkadaşlarımız çok revaçtalar..hani onların bilgisinden destek alıp her istediğimizi sipariş verebileceğimizi düşünüyoruz..çok geçmeden anladık ki garsonlar hiç İngilizce bilmiyorlar..hepimiz kendi çapımızda yemek ve içmek istediğimizi anlatmaya çalıştık..Bu konuda da Aydan Hanım’ın beden dilini Türkçeyle birlikte nasıl kullanılır olduğunu bilme becerisini de öğrenmiş olduk..böylesi deha bir yetenek sayesinde her istediğimizi yeme ve alma fırsatımız Aydan hanım sayesinde gerçekleşti..Örneğin “çekirdek” isteme yöntemi ellerinizi çekirdek yiyor gibi dudaklarınıza götürüyorsunuz ve bu arada da çıt çıt diyerek fonda yemeği hayal ettiğiniz çekirdeğin dişlerinizin arasında çıkardığı sesi sesli olarak söylüyorsunuz..hadi sizler de deneyin.. yoo yooo zor bi şey değillll.. parmaklarınızın ucunda bir ay çekirdeği hayal edip ellerinizi dudaklarınıza götürüp dişlerinizin arasında tutun ve bu arada da çıt çıt diye ses çıkarın..bakın ne kolaymış değil mi? :)

Yenilen çekirdekler, dondurmalar içilenler sonrasında otele geri dönme kararımızı anında devreye sokup otele döndük.. çünkü akış zamanı..bir kaç kez her üç yöreden de akış alındıktan sonra saatlerimiz akşam yemeğini gösteriyor.. yemek sonrasında tekrar Meydan’a çıkacağız :) gece için her birimizden ayrı bir program önerisi geliyor.. ama hiç birimiz önerdiğimiz programın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda emin değiliz..

İlk günün akşamı hepimiz pür tuvalet giyinmiş süslenmiş olarak yine Meydan’dayız.. aşkınlığımızı birbirimizden gizleyemiyoruz..sabah in cin top oynağı Meydan’da bu sefer sanki çuvallarla adam dökmüşler..mahşeri bir kalabalık..oturacak yer yok..ayaktayız ve resmi geçit töreni izler gibi eteklerini giymeyi mi unuttular acaba dediğimiz, ayaklarında muhtemelen sadece Makedon kızlar için özel olarak üretilmiş pontonu bir türlü tahmin edemeyeceğimiz yükseklikte ayakkabılar giymiş, ön tarafı kapalı bluz giyenlerin arka tarafını olanca dekolte açtığı, arka tarafı kapalı bluzların de ön taraflarını olanca dekolteyle açtığı ve bunları da ya dar pantolonları, ya da az kumaştan üretilmiş etekleri üzerine giymiş birbirinden güzel Makedon kızlarını izliyoruz :)

Geceyi tamamlayıp otelimize dönüş yolundayız..gün içinde bir tek Allahın kulunun sokaklarda olmadığı, tek bir dükkanın bile açık olmadığı, bütün gün evinden çıkmayacak kadar yok olan onca insanın gecenin ilerleyen saatlerinde adeta çuvallarla sokaklara döküldüğüne şahit olmak bu geziye katılanlar için hep soru işareti olarak kalacak :)

04.05.2013 cumartesi sabahtan Çalıklı’ya gidilecek..erken uyuyalım zaten yoldan da geldik konuşmaları arasında uyumak isteyenler odalarına çıktı, yıkılmadım hala ayaktayım diyenler otelin bahçesinde günün ilk ışıklarını karşıladı :)

Çantaların otobüse yerleştirilmesi sonrasında hepimiz otobüsteyiz..bu sefer İstanbul’dan gelen Türkiye Güreş Federasyonundan bir gurupta bizimle Çalıklı’ya gelecek..yağlı güreşlerde yarışacaklar..Yunus Emre’nin kısa bir konuşması sonrasında sözü Güreş kafilesinin ÇAZGIR’ı aldı..

Yıllardır bildiğimiz ancak farklı şekilleriyle yorumlanan Ziya Paşa’nın

Eşek alim olmaz su taşımakla tekkeye,
Deve adam olmaz gitmek ile Mekke’ye
dizeleri bizim Cazgır’da bayağı bir değişerek sunuldu :)

Hacı olunmaz gidilmekle Mekke’ye
Derviş olunmaz gidilmedikçe tekkeye

Bizlerin yoğun tezahüratı sonrasında cazgır bildiği tüm manileri ha gayret ard arda ekledi de ekledi :)

Tarlada ekinim var deme, ambara girmeyince.
Hayırlı evladım var deme, el koynuna girmeyince.
Sadık dostum var deme, başına bir şey gelmeyince.
Vefakâr karım var deme, yok günü görmeyince.
Ağustosta ekilen darıdan
Bal vermeyen arıdan,
Kocasından sonra kalkan karıdan,
Haram kazanılan paradan
İşine geç giden adamdan, kimseye hayır gelmez.

Manilerle dolu konuşmasını Pehlivannnnnnnnnn pehlivannnnnnnnnn nidalarıyla tamamladı..


Tören alanındayız.. rengahenk içinde her yer.. Diğer Balkan ülkelerinden gelen ekipler..davullar zurnalar..ve yapılan anonsla İstanbul Çağdaş Bitlis ekibiyle sahnede. hepimizin bildiğini yazmak tereciye tere satmak olur..Ali İhsan Hoca ekip başında, Bitlis Ekibi uçuyorrrrrrrr…

Gideceğimi duyup daha önce Üsküp’e giden dostlarımın aman aman haa köfte yemeden sakın gelme tembihlerini festival meydanında misler gibi kokan köfte kokularını alınca anımsadım..daha birkaç saat önce yemek yiyen ben değilmişim gibi sanki..ben hiç bu kadar lezzetli köfte yememiştim..herkes aynı fikirde benimle..köfteler muhteşemmmm :) ilk siparişte az sayıda söylenen köfte siparişlerimizi hemen çoğaltarak ikinci parti köfteleri sabırsızlıkla bekliyoruz.yedikçe yiyesi geliyor diye de yediğimiz çok sayıdaki köfteler için kendimizce savunma içindeyiz :) ayrıca bahanemiz var elimizde amaaa köfteler çoookkk güzellll :) en çok sayıda köfte yeme rekoru kimde bilmiyorum, ama çok merak ediyorum :) belki bu yazı sonrasında itiraf eden olabilir :)

Çalıklı’dan ayrılıp Ustrumca’ya geri döndük çünkü bu sefer da akşama Meydan’da gösterimiz var :) bir gece önceki izdihamı düşündükçe heyecanımız artıyor..İzmir ekibimiz Meydan’da gösteriye katılacak..öncesinde tüm ekiplerin kortej yürüyüşü var şehirde..en ön sırada Roman’lar yer alıyor..nasıl bir güzelliktir buuuu dememe kalmadan Ustrumca sokaklarında klarnetle, davulla çalan Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar türküsüne bu sefer göz yaşlarım eşlik ediyor..göz yaşlarım tebessümüme, tebessümlerim göz yaşlarıma karışarak Meydan’a ilerliyoruz.. Çalıklı’daki Bitlis gösterimizden sonra İstanbul Çağdaş İzmir Ekibimiz Sevil ve Kenan’ın da sola yaptığı muhteşem bir gösteriye bu kez Ustrumca’ da imza atıyor..

Keyifli geçen bir gösteri sonrasında gecenin devamını kimimiz sabahın ilk ışıklarını karşılamaya, kimimiz de yataklarımızda uyumaya ayırdık :) Karadeniz ekibimiz yarın yapacakları gösterinin akışını gecenin üçünde Necdet Hoca eşliğinde Meydan’da aldıklarını sabah kahvaltısında kaç kez dediler ben takip edemedim :) bu demektir ki ekip gösteri için tamamdır :)

İkinci gün festival programı aynı yoğunlukta geçti..yine Güreş Federasyonuyla beraberdik ve en önemlisi bugün onlar yarışacaklardı..Karadeniz Ekibimizin bu kadar kusur kadı kızında da olur (haksız mıyım Sevgili Rıza :) denilen cinsten az biraz şansızlıklarla geçen muhteşem gösterileri sonrasında güreş yarışmalarının olduğu çayır tarafına geçtik..Serdar Başkanımız güreşlerin yapıldığı alana Cazgır tarafından çok coşkulu bir takdimden sonra alkışlar arasında indi..Kırkpınar Ağası, jüri üyeleri ve sevgili Serdar Başkanımız gölgede özel olarak hazırlanmış olan tenteli büyük şemsiyenin altında güreşleri izlerken bizlerde ellerimizde çekirdeklerimiz ve kikirik dedikleri bildiğimiz tuzlu yer fıstığının daha küçüğünü çitleyerek güreş müsabakalarını izledik :)

Yarın sabah Usrtumca’dan ayrılıp Üsküp’te olacağız..o yüzden geceden valizlerin, çantaların toparlanması gerek..erken saatte yola çıkılacak..akşam gösteride üç yöre de sergilenecek..bunu da kazasız atlatırsak Salı sabahı ver elini İstanbul olacak :)

Otelde son gecemiz..dışarıya mı çıkalım yok yok burada kalalım konuşmaları sonucu otelde kalmaya karar verildi..şöyle bahçede kendi kendimize otururuz dedik..tabi ki sizin de tahmin ettiğiniz gibi hiç de öyle kendimizce oturmadık..çok kısa süre sonra masalar birleşti..şarkılar türküler başladı :) geceye Ali İhsan Hoca’mın Necdet Hoca’dan kemençesini şöyle saz gibi çalmasını istemesi geceye vurulan ilk damgaydı :) Necdet Hoca’nın kısık sesle “kemençenin saz gibi çalınması” tekrarı gerçekten görülmeye değerdi ..tüm mütevazılığıyla yerinden kalkıp kemençesini alıp geldi..kemençe virtüözünün türkülere verdiği canı asla unutmayacağım..bu arada hazır yeri gelmişken Necdet Hocam kendine özgü tavırları, ince esprileriyle herkesin gönlündeki tahtını pekiştirdi..adam gibi adam hitabını fazlasıyla hak eden biri..

Sevgili Mutlu, Nevzat Çelik bir kişide bu kadar mı anlamlanır..bu kadar mı can evinden vurulur insanlar..yüreğinize sağlık..beni buralarda arama anne he..bu arada en çok şiirlerinizi dinleyemediğime yanıyorum bilmenizi isterim.

Sevgili Kenan, Ahmet Arif şiirlerinin bu kadar güzel okunacağını bileydi eminim daha çok şiir bırakırdı bizlere giderken..var olasın..ve şiirlerinize verdiğiniz sayılara ne olursunuz 32 den devam edin..aklımda kalan birkaç satırını paylaşmak istedim ama sizin izin ve onayınızı almadan yazmak istemedim..

Namus işçisiyim yani
Yürek işçisi.
Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş,
Ne salkım bir bakış
Resmin çekeyim,
Ne kınsız bir rüzgar
Mısra dökeyim.
Oy sevmişem ben seni..

Sevgili Burcu, Elif türküsünü artık dinlediğimde sizden dinlediğim kadar zevk alır mıyım bilemiyorum..kısık sesle, dokunaklı kulaklara huzur veren ses..

Ahhh ahhhh az kalsın unutuyordummm..malumunuz ki 5 mayısı 6 mayısa bağlayan gece hıdrellez gecesiydi..gece on ikiye doğru masada hareketlenmeler başladı..yoğun tempomuzdan dolayı yazamadığımız mektupları yazmak için bazılarımız odaya bile çıktı :) tabi şaşırdınız değil mi ne mektubu diye..e Hızır’a vereceğimiz siparişler ve istekler için mektup yazıldı :)

Gül ağacı değilem her gelene eğilem şarkısı eşliğinde dileklerimiz otelin bahçesinde bulunan gül ağaçlarının altına yerleştirildi..hepimizin içimizdeki umutların, isteklerin, beklentilerin gerçekleşmesi temennileriyle kaldığımız yerden türkülere devam edildi..

Aydan Hanım’ın koca bahçede onlarca olan gül ağacını fark etmeyip nerede gül ağacı var ki sorusunda Eşref’in sadece ARKANDA demesi sonrasında ARKANDA kelimesinin meğerse Eşref’te ne çok anlamının olduğunu da böylelikle hepimiz öğrenmiş olduk :)

Sabahtan yola çıkacağız düşüncesiyle gene bazılarımız erken erken uyumayı, bazıları son Ustrumca gecesinin en son anına kadar değerlendirmeyi düşünüp güneşi karşıladı.

Günlerdir otobüsün cd sindeki şarkılardan bıkan Sevgili Zeynep bu yolculuğa değişiklik olsun diye bilgisayarındaki repertuarla katılmayı tercih etti :) o kadar zarifti ki çalan her şarkı da ama her şarkı da ben çok seviyorum ama sizi bilemem dedi :) Sevgili Zeynep hepsi çok güzeldi :) ama itirafım olsun orada ortamı bozmamak için söyleyemedim ben Küba müziğini pek sevmiyorum sanırım :)

Bu arada farkındaysanız henüz hiç para harcayamadık :( dinarlar elimizde kaldı resmen..bunları tüketmemiz lazım..bırakın her şeyi bi kenara döndükten sonra bize sipariş verenlere ya da magnet hediye etmeyi düşündüklerimize nasıl deriz ki ayyy valla hiç bi şey alamadimmmm..biri bana böyle dese ne yalan söyleyeyim ben inanmam dermişim :) bu yüzden Üsküp için inanılmaz umutluyuz :) erken çıkılacak gösteri saatine kadar en az üç dört saatimiz var..rehberimizin programında Üsküp Kalesini gezmek bile var..vakit kaybetmeden otobüsteki yerlerimizi alıyoruz..şarkılarla türkülerle koca iki saatin nasıl geçtiğini anlamadan Makedonya’nın başkenti Üsküp orijinal adıyla Skopje deyiz..

Geçmişte 600 yıl kadar hüküm süren Osmanlı imparatorluğunun torunları olarak eski topraklarımızda olmanın inanılmaz keyfiyeti içindeyiz :) ancak hiç birimiz bu keyfiyeti ve onuru sevgili Beril Hanım kadar yaşayamadık sanırım..anneannesinin doğup büyüdüğü bu şehirde bizlere oranla daha duygusaldı..

Türk çarşısına doğru emin ve hızlı adımlarla ilerlerken Serdar Başkanımızın Türkiye Büyükelçiliğinde İstanbul Çağdaş’ın dördüncü dönem dansçılarından da olan Muteber Hanım’ı ziyaret etmemiz gerektiğini söylemesi üzerine rotalarımızı Büyükelçiliğe yönelterek koşar adımlarla yürümeye başladık..Büyükelçilik için verilen tarifte kime soruyorsak yolun sonu diyor hepsi ama o yolun sonu hiç gelmiyor :) Bu arada elçiliğin yerini bilen rehberimiz bizim başkalarına sormamızdan dolayı bayağı alındı..hatta bize küsüp bizden ayrılmayı bile istedi..o kadar telaşın içinde rehberimizin gönlünü alma bana düştü :) işin kötü yanı hava artık iyice kararmaya başladı.. yağmur bulutları bize göz kırpıyor :( hani ha yağdım ha yağacagım der gibi..içimizden yağmurun en azından meydanı ve çarşıyı dolaşma sırasında yağmamasını dileyerek sonu gelmeyen yolu yürüyoruz. Bu arada aynı yoldan geri döner miyiz bilemediğimizden resim çekme işlemini de var gücümüzle sürdürüyoruz..nihayet Üsküp Büyükelçiliğimizin önündeyiz. Muhteşem bir binaaaaa..içine girebileceğimiz düşüncesi bile bizi heyecanlandırıyor..Serdar Bey’in Muteber Hanım’la yaptığı telefon konuşması sonrasında Muteber Hanım’ın bizi Taş Köprü’nün orada beklediğini öğreniyoruz :(

O kadar yolu boşuna yürüdüğümüze mi yanalım, o muhteşem binanın içini görmememize mi yanalımı düşünecek vaktimiz bile olmadığından, Üsküp şehrini ikiye bölen altından Vardar Nehrinin geçtiği karşımızda tüm güzelliğiyle, kimi kaynakların Mimar Sinan tarafından yapıldığını söylediği oysa tarih kitaplarımızda bize Fatih Sultan Mehmet tarafından yapıldığı öğretilen 12 adet yarım yay kemerli muhteşem Taşköprü ’yü gördüğümüzde ne alış veriş yapamadığımız, ne de yavaş yavaş çiseleyen yağmur hiç birimizin umurunda olmadı..

Bu arada Üsküp Kalesinin önünden geçip Meydana doğru yol alıyoruz ancak Kale’ye giremeyeceğimizi, çünkü ziyaret saatlerinin öğlenden sonra14.00 den itibaren olmadığını öğreniyoruz :( Köprüye doğru hızlı adımlarla ilerlerken karşımızda duran dev Makedonya bayrağını görmemek mümkün değil..Köprüyü geçtikten sonra Meydana ilerlerken irili ufaklı heykeller karşıyor gelenleri..her bir heykelin önünde fotoğraf çekme yarışımız olanca hızıyla devam ediyor..flaşlar patlıyor..kimin kamerasına bakacağımızı şaşırıyoruz :) Büyük İskender Heykeli ve Şadırvan heykelindeki su oyunlarıyla birlikte beni fotoğraf karesine almak için Beril Hanım’ın çabaları görülmeye değerdi :) Nihat Odabaşı görse kesin ikimizi de çok kıskanırdı :))

Jüstinyen’in , Rahibe Terasa’nın muhteşem işçiliklerle yapılmış heykelleri arasında yavaş yavaş hızını artırarak bizi ıslatan yağmura aldırış etmeden en seri ve en hızlı şekilde dolaşmaya devam ediyorduk ki karşımızda ne görelimmmmm irili ufaklı hediyelik esyalar ve magnet satan bir kulübeeeeee..yanında durup da fotoğrafımızı çekmediğimiz heykeller hiç kusurumuza bakmasınlar diyerek ve de artık içimize işleyecek kadar bizi ıslatan yağmura inat soluğu kulübenin önünde aldık :) bizlere oranla yaşı biraz küçük olan bir satıcı..hepimiz her şeye elimizi atıyoruz..bizi kontrol edememekten korkuyor..Sevgili Hatice’nin kendi dilimizde çocuğa aman be biz bi şeyinizi çalmayız tepkisine çocuk iyi bir şey söylediğini sanarak gülerek bakıyor :) O Türkçe bilmiyor, biz Makedonca bilmiyoruz :(( ama alış verişimizi bu engellemiyor..bu kaça bu kaça diye diye alabileceğimiz ne varsa alıyoruz :)

Bu son şansımız bir buçuk saat daha vaktimiz var ,ancak Muteber Hanım’la tanışma belki bir kahve içme süresinin de olabileceği ihtimalini unutmamız gerektiğinin bilincinde olarak ne kadar kısa sürede, ne kadar çok şey alabilirsek kendimizi o kadar şanslı sayacağız :) çünkü çarşıdan ayrılıp otele döneceğiz, yemek yedikten sonra da Tetova’ya gidilecek..son gala gecesi üç yöre birden oynanacak, gündüz dükkanlarını açmayanlar gece hiç açmayacağına göre buradan bi şeyler aldık aldık, yoksa İstanbul’da bizden bi çok şey sipariş edenler hiç kusura bakmayacaklar :)

Biz o küçük kulübeden alış veriş yapma çabası içindeyken, bu arada da Muteber Hanım’la kahve içme süresini bit pazarında değerlendirme kararı verilmiş olmalı ki kendimizi yeniden o muhteşem köprüyü koşar adımlarla geçerken anımsıyorum..hepimiz koşuyoruz..bir ara ben, Burcu, Abdullah, Eşref ve Ercüment olarak kaldık..diğerlerini yakalama çabasıyla deli danalar gibi yeniden koşmaya başladık..sırılsıklam olmuş durumdayız hepimiz. Bit pazarının içerisinde İstanbul Çağdaş kortejini yakalama sevincini tam yaşıyorduk ki Muteber Hanım’ın bir dükkanın önünde alacağınız şeyler varsa mutlaka buradan alın dediğini duyduk :) kalan paralarımızı harcama fırsatını en iyi şekilde değerlendirebileceğimizin tiyosunu almıştık..Eşref, Ercüment ve ben kendimizi öylesine oradaki tatlılara kaptırmışız ki arkamızı döndüğümüzde dükkanda sadece üçümüz kalmıştık..birbirimize baktık bu arada ellerimiz ve ağzımız hala dolu ve biz hala yemeye devam ediyoruz :) Cevizli ay çöreği (gibi bi şey), acıbadem kurabiyesi, fındıklı, bademli, cevizli Üsküp lokumu yemekten bi hal olmuş durumdaydık..biri bize dur desin diyoruz ama diyecek kimse yok :) hızımızı alamayacağımızı anladığımızdan olmalı ki paket yapmaları için siparişlerimizi verdik..paketlerin hazırlanma süresince de dükkanda olan tüm tatlı çeşitlerinin kalite kontrolü yine tarafımızdan titizlikle yapıldı :) bu arada ben onca şeyi yediğim yetmiyormuş gibi bi de yanımda sigaram olmadığı için adamlardan sigara isteme yüzsüzlüğünü bile gösterdim..onca yemenin üzerine e bi de şöyle bi sigara tüttürülmez mi?

Dükkandan çıktığımızda koca sokakta gerçekten sadece üçümüz vardık. Yağmur hızını o kadar artırmış ki, durmasını bekleyecek vaktimiz ne yazık ki yok..zaten yeterince de ıslanmış olduğumuzdan dolayı yola devam etmek en doğrusu diyerek çıktık tatlıcıdan..nerdeyiz, ne tarafa gideceğiz derken açık olan bir dükkandan yol tarifini sormak aklımıza geldi..bit pazarına nasıl gideceğiz???? Sorduğumuz kişinin suratına nasıl aciz bir şekilde baktık ki üzerinde sadece kısa kollu gömlek olan adamcağız dükkândan çıktı ve o inanılmaz yağmurda en az bizim kadar ıslanarak bizi yola çıkardı :) kendimizce hem koşup hem de teşekkür ederizzzz diyerek gözden kaybolduk..

Geldiğimizden beri almayı sayıkladığımız kuru eti almaya tam da ramak kalmışken, Eşref’in açık olan tek dükkâna girip direkt olarak bu etlerde domuz eti yoktur değil mi sorusuna adamın biz hiç domuz eti kullanmayız demesi Eşref’e nedense hiç inandırıcı gelmediğinden, ve bunu da kendimce onayladığından dolayı eli boş olarak o dükkandan da çıktık..sırf eti almak adına onca koşmamız onca ıslanmamız sonuçsuz kaldı ve biz otobüse de İstanbul’a da eli boş olarak döndük :((

İçimize işleyen yağmurla birlikte Üsküp güncemiz tamamlandı :) artık tek düşüncemiz akşamki gala gösterisi..

Çıkmadan önce her şeyimizi hazırlamış olduğumuz için yemekten hemen sonra otobüslerde yerimizi aldık..türküler, şarkılarla Tetova’dayız..otobüsten iner inmez ilk gurubun İstanbul Çağdaş olduğunu öğrendik..şaka gibiiiiii..İzmir ekibi birinci sırada, Karadeniz ikinci sırada ve Bitlis’le final yapacağız..dakikalarla yarışıyoruz.giyinirken adeta lahana misali üst üste giyildi kıyafetler..Beril hanım son düzeltmeleri yaptıktan sonra

Anons yapıldı İzmir Ekibi sahnede :)

Anons yapıldı Karadeniz Ekibi Necdet Hocamızın muhteşem kemençesi eşliğinde sahnede :)

Anons yapıldı Bitlis Ekibi sahnede :)

Yukarda da yazmıştım, tereciye tere satmak olur sahnede nasıl çağladıklarını yazarsam, tereciye tere satmak olur İstanbul Çağdaş’ın Üsküp’te yazdığı destanı anlatırsam.

Bir İstanbul Çağdaş klasiği daha yaşatıldı Tetova’lılara festivalin son gecesinde..

Bir İstanbul Çağdaş klasiğini daha izledim keyfiyetle, gururla, onurla.
Bir İstanbul Çağdaş Klasiğini daha izledim içimdeki halay burukluğumla. Bitlis ukdemle.

Festival komitesinin sabahın erken saatinde bizleri uğurlamak için otele gelmesi, kahvaltı sonrası vedalaşmayla en başta da yazdığım gibi,

her güzel şey gibi Üsküp gezisi güzelliklerle bitti..

her yönden..her koldan
duygular yumak yumak..kucaklayan..saran
dostluklar heybetli..coşkulu..dolu dolu
bir çavlan gibi..öylesi yoğun..
öylesi durgun.

yollarımızın sizlerle nerede, ne zaman, nasıl çakışacağı bilinmez..
hepiniz kendinize çok iyi bakın, bendeki size baktığım gibi..

sevgimi bırakıyorum şuracığa


Anzeli Ferda GÜRÇAY




Sayfayı Yazdır Yukarı
 
Ana Sayfa | Hakkımızda | Yönetim | Salonumuz | Eğitmenler | Serdar Abi'den | Serbest Kürsü
15. Yıl Marşımız | Repertuvar | Dansçılarımız | Foto Albüm | Konuk Defteri
Sponsorlarımız | İletişim | Bize Katılın | English
 
© 2002-2011 İstanbul Çağdaş Turizm Folklor Gençlik ve Spor Kulübü Derneği
Eğitim Mah. Postane Sok. OZAN 2 Apt. No:13/A Kadıköy - İstanbul / Türkiye
Tel: (0216) 346 38 38   Fax: (0216) 346 66 10
E-posta: info@istanbulcagdas.com


Web Master : Eren BILEN - 0533 443 70 09 - erenbilen@hotmail.com